“Ben hallederim…”
“Sen üzülme, ben kardeşime bakarım…”
“Bir şey olursa ben ilgilenirim…”
Bazı çocuklar, olması gerekenden daha erken “büyümek” zorunda kalır. Aile içinde fark edilmeden gelişen bu durum, çocuğun kendi ihtiyaçlarını geri plana atarak yetişkin gibi davranmasına yol açabilir. Dışarıdan bakıldığında olgunluk gibi görülen bu tablo, aslında çocuğun üstlendiği ağır bir duygusal yükün işareti olabilir.
Ebeveyn gibi davranan çocuk, gelişimsel olarak çocuk olması gerekirken aile içinde yetişkin sorumlulukları üstlenen çocuktur. Bu durum literatürde “parentifikasyon” olarak adlandırılır. Çocuk; kardeşlerine bakmak, ev içi düzeni sağlamak ya da ebeveynin duygusal yükünü taşımak gibi roller üstlenebilir. Zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana atarak “aileyi ayakta tutan kişi” haline gelebilir.
Bu durumu yaşayan çocuklarda bazı davranışlar dikkat çeker. Yaşından büyük sorumluluklar alma, kardeşlerine ebeveyn gibi yaklaşma, her şeyi kontrol etme isteği, kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanma ve aşırı olgun davranışlar sergileme bunlar arasında yer alır. Çocuk çoğu zaman “sorun çıkarmayan”, “çok uyumlu” biri gibi görünür; ancak iç dünyasında yoğun bir sorumluluk ve suçluluk hissi taşıyabilir.
Bu tablonun altında genellikle aile içi dinamikler bulunur. Ebeveynlerden birinin yokluğu ya da duygusal olarak ulaşılmaz olması, boşanma süreçleri, aile içinde yaşanan hastalıklar ya da krizler çocuğun bu rolü üstlenmesine neden olabilir. Bazen de fark edilmeden çocuğa fazla sorumluluk yüklenir ve çocuk bu rolü zamanla içselleştirir.
Kısa vadede bu çocuklar daha “olgun” görünse de uzun vadede bazı zorluklar yaşayabilirler. Kaygı düzeyinde artış, sürekli güçlü olmak zorunda hissetme, duygularını bastırma, ilişkilerde sınır koymakta zorlanma ve tükenmişlik hissi bu etkiler arasında yer alabilir. En önemlisi ise çocuk, çocukluk deneyimini tam anlamıyla yaşayamaz.
Bu noktada en önemli adım, aile içinde rollerin yeniden dengelenmesidir. Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verilmesi gerekir; ancak ebeveyn rolü tekrar yetişkinlere ait olmalıdır. Çocuğun “çocuk olmasına” alan açmak, oyun oynamasını, hata yapmasını ve ihtiyaçlarını ifade etmesini desteklemek oldukça önemlidir.
Aynı zamanda çocuğun duygularını ifade edebileceği bir ortam oluşturulmalıdır. “Sen güçlü olmak zorunda değilsin” mesajını alması, üzerindeki yükü hafifletir. Aile içi iletişimin güçlenmesi ve sorumlulukların dengeli şekilde paylaşılması da sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.
Bazı durumlarda bu rol değişimi çocuğu daha derin şekilde etkileyebilir. Eğer çocuk sürekli yetişkin gibi davranıyorsa, sorumluluk yükü onu zorluyorsa, kaygı ve stres belirtileri artıyorsa ya da aile içi roller net değilse profesyonel destek almak faydalı olabilir. Bu noktada bir çocuk psikoloğu ile yapılacak çalışmalar, hem çocuğun üzerindeki yükün anlaşılmasına hem de aile içi dengelerin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir. Bu destek süreci, özellikle Bakırköy ve çevresinde çocuklarla çalışan uzmanlar tarafından da sıkça ele alınan konular arasındadır.
Unutulmamalıdır ki çocukların görevi aileyi taşımak değil, büyümektir. Doğru yaklaşımla ve zamanında farkındalıkla, çocuk tekrar kendi gelişimsel rolüne dönebilir ve çocukluğunu daha sağlıklı şekilde yaşayabilir.