Her çocuk ailesinin aynası mıdır? Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Müberra Sabuncu Çocukların davranışlarını yalnızca anne ve baba tutumlarıyla açıklamak ne kadar doğru? Mizaç, akran ilişkileri, bireysel farklılıklar ve çevresel etkenler üzerine bilimsel bir bakış. “Çocuk ailenin aynasıdır.” Bu cümleyi hayatımız boyunca pek çok kez duymuşuzdur. Özellikle bir çocuk öfkelendiğinde, arkadaşlarına vurduğunda, küfürlü konuştuğunda, okulda zorbalık davranışları sergilediğinde veya yetişkinlerin koyduğu sınırlara uymakta zorlandığında, gözler çoğu zaman anne ve babaya çevrilir. “Demek ki evde de böyle konuşuluyor.” “Anne baba yeterince sınır koymuyor.” “Bu çocuk bu davranışları mutlaka ailesinden öğrenmiştir.” “Çocuk ne görüyorsa onu yapar.” Peki, gerçekten her zaman böyle midir? Yıllardır çocuklarla, ergenlerle ve ailelerle çalışan bir psikolog olarak, bu sorunun üzerinde özellikle durulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mesleki deneyimlerim boyunca, çocukların davranışlarını yalnızca aile ortamıyla açıklamanın her zaman yeterli olmadığını düşündüren pek çok durumla karşılaştım. Evde küfürlü konuşmanın olmadığı, aile bireylerinin birbirlerine saygılı davrandığı, anne ve babanın çocuklarıyla ilgilendiği, sınır koymaya özen gösterdiği ailelerde de yoğun öfke, saldırganlık, küfürlü konuşma veya akranlarına yönelik zorbalık davranışları görülebiliyor. Bazen ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim, davranışlarına gösterdikleri özen ve sundukları aile ortamıyla çocuğun dış dünyada sergilediği davranışlar arasında beklediğimiz türden bir benzerlik bulunmayabiliyor. Elbette hiçbir aileyi yalnızca birkaç görüşmeyle bütünüyle tanıdığımızı söyleyemeyiz. Ancak aynı şekilde, bir çocuğun davranışlarından hareketle ailesinin nasıl bir ortam sunduğuna ilişkin kesin sonuçlara varmak da doğru değildir. Bir çocuğun küfür etmesi, anne ve babasının küfür ettiği anlamına gelmez. Bir çocuğun saldırgan davranışlar göstermesi, mutlaka saldırgan bir aile ortamında büyüdüğünü göstermez. Bir çocuğun zorbalık davranışları sergilemesi, ailesinin ona zorbalığı öğrettiği anlamına gelmez. Çünkü çocuklar yalnızca anne ve babalarından öğrenmezler. Ve belki de en önemlisi, çocuklar anne ve babalarının birebir kopyaları değildir. Çocukların gelişiminde ailenin önemli bir yere sahip olduğu tartışılmaz. Ebeveynlerin iletişim biçimleri, sınır koyma yaklaşımları, duygusal destekleri ve çocuklarına sundukları yaşam koşulları, çocukların gelişimini etkileyebilir. Ancak gelişim psikolojisi alanındaki araştırmalar, çocuk davranışlarının tek bir nedene indirgenemeyeceğini göstermektedir. Martin Pinquart'ın 2017 yılında yayımlanan ve 1.435 araştırmayı bir araya getiren meta-analizi, ebeveyn tutumları ile çocuk ve ergenlerin dışa yönelen davranış güçlükleri arasında ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Araştırmada destekleyici ve tutarlı ebeveynlik özellikleri genel olarak daha az davranış güçlüğüyle ilişkili bulunurken, sert ve aşırı kontrolcü bazı tutumlar daha fazla güçlükle ilişkilendirilmiştir. Ancak araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, ebeveyn davranışlarıyla çocuk davranışları arasındaki ilişkinin bazı yönlerden karşılıklı olabilmesidir. Başka bir ifadeyle, ebeveynler çocuklarını etkilerken çocukların davranışları da ebeveynlerinin tepkilerini etkileyebilir. Bu bulgu, çocukların davranışlarını anlamak için yalnızca anne ve babanın ne yaptığını incelemenin yeterli olmayabileceğini düşündürmektedir. Çünkü aile ilişkileri tek yönlü değil, karşılıklı etkileşimlerden oluşur. Çocuklarla çalışan pek çok uzmanın gözlemleyebileceği önemli farklılıklardan biri, çocukların olaylara verdikleri tepkilerin birbirinden farklı olmasıdır. Bazı çocuklar değişen koşullara daha kolay uyum sağlayabilirken, bazıları değişiklikler karşısında daha yoğun tepkiler gösterebilir. Bazı çocuklar hayal kırıklıklarını daha kolay yönetebilirken, bazıları beklemek, engellenmek veya istedikleri bir şeyin gerçekleşmemesi karşısında daha fazla zorlanabilir. Bu farklılıkların anlaşılmasında mizaç kavramı önemli bir yere sahiptir. Mizaç, bireylerin duygusal tepkilerinde, hareketlilik düzeylerinde, dikkatlerinde ve çevreye verdikleri tepkilerde gözlenen, kısmen biyolojik temelleri bulunan bireysel farklılıkları ifade eder. Belsky ve Pluess'in 2009 yılında yayımlanan çalışması, çocukların çevresel etkilere aynı düzeyde duyarlı olmayabileceğini ele almaktadır. Bu yaklaşıma göre bazı çocuklar olumsuz çevresel koşullardan daha fazla etkilenebilirken, destekleyici koşullardan da daha fazla yararlanabilir. Dolayısıyla zorlayıcı mizaç özelliklerine sahip olmak, bir çocuğun gelecekte mutlaka davranış güçlüğü yaşayacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde, destekleyici bir aile ortamında büyümek de hiçbir davranış güçlüğü yaşanmayacağının garantisi değildir. İyi ebeveynlik, her zaman kolay bir çocuk yetiştirmek anlamına gelmez. Bu cümlenin özellikle çocuklarının davranışları nedeniyle kendilerini sürekli sorgulayan anne ve babalar için önemli olduğunu düşünüyorum. Bir çocuk evde hiç duymadığı bir kelimeyi okulda öğrenebilir. Ailesinde görmediği bir davranışı arkadaş çevresinde gözlemleyebilir. Dijital ortamlarda karşılaştığı bazı davranışları günlük yaşamına taşıyabilir. Üstelik bir davranışın öğrenilmesi için yalnızca gözlemlenmesi yeterli olmayabilir. O davranışın çevreden aldığı karşılık da tekrarlanmasında etkili olabilir. Örneğin bir çocuk arkadaşları arasında küfürlü konuştuğunda diğer çocuklar gülüyor, ona ilgi gösteriyor veya onu grubun merkezine yerleştiriyorsa, bu sosyal karşılık davranışın devam etmesini kolaylaştırabilir. Dishion ve Tipsord'un 2011 yılında yayımlanan, akran etkilerini inceleyen bilimsel derlemesi, çocukların ve ergenlerin birbirlerinin davranışlarını etkileyebildiğini ortaya koyan araştırmaları değerlendirmiştir. Bu çalışmalar, özellikle bazı saldırganlık ve problem davranışlarının akran etkileşimleri içerisinde güçlenebildiğini göstermektedir. Bu durum, ailelerin çocukların arkadaşlıklarını ve sosyal çevrelerini hiç önemsememesi gerektiği anlamına gelmez. Aksine, aile ile iş birliği içinde çocuğun sosyal çevresini de değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatır. Ancak şu ayrımı unutmamak gerekir: Bir çocuğun bir davranışı ailesinin dışında öğrenmiş olması, ebeveynlerinin o davranışın ortaya çıkmasından doğrudan sorumlu olduğunu göstermez. Aynı anne ve babanın çocukları. Aynı ev. Benzer aile kuralları. Benzer yaşam koşulları. Ancak birbirinden oldukça farklı iki çocuk. Biri daha sakin, uyumlu ve kurallara dikkat eden bir yapıya sahipken diğeri daha hareketli, tepkisel veya sınırları zorlamaya eğilimli olabilir. Bu farklılıkları yalnızca ebeveynlerin tutumlarıyla açıklamak mümkün müdür? Davranış genetiği alanındaki araştırmalar, bireysel farklılıkların anlaşılmasında kalıtsal özelliklerin ve çevresel deneyimlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Alexandra Burt'un 2009 yılında yayımlanan meta-analizi, saldırganlık ve kural ihlali davranışlarında genetik ve çevresel etkilerin farklı örüntüler gösterebildiğini ortaya koymuştur. Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak isterim. Genetik etkilerin bulunması, bir davranışın doğuştan kesin olarak belirlendiği veya değiştirilemeyeceği anlamına gelmez. Ayrıca kardeşler aynı evde büyüseler bile aynı yaşamı deneyimlemezler. Farklı arkadaşlıklar kurabilir, öğretmenleriyle farklı ilişkiler geliştirebilir, aile içindeki olaylardan farklı biçimlerde etkilenebilir ve farklı sosyal deneyimler yaşayabilirler. Dolayısıyla çocukların bireysel özelliklerini anlamaya çalışırken yalnızca ortak aile ortamlarına değil, kendilerine özgü deneyimlerine de dikkat etmek gerekir. Bir çocuk okulda başka bir çocuğa vurduğunda, arkadaşlarına kötü sözler söylediğinde veya öğretmeninin koyduğu kurallara uymadığında, aileyle iletişime geçilmesi son derece doğaldır. Çünkü çocukların gelişiminde okul ve aile iş birliği önemlidir. Ancak aileyi bilgilendirmek ve sürece dahil etmek ile aileyi davranışın doğrudan sorumlusu olarak görmek arasında önemli bir fark vardır. “Bu davranışın nedenlerini birlikte anlamaya çalışalım” demek başka bir yaklaşımdır. “Bu çocuk böyle davranıyorsa evde mutlaka bir sorun vardır” demek başka. İlk yaklaşım iş birliğine alan açar. İkinci yaklaşım ise ailelerin kendilerini suçlanmış ve yargılanmış hissetmelerine neden olabilir. Üstelik sürekli suçlandığını hisseden ebeveynler, yaşadıkları güçlükleri açıkça paylaşmakta zorlanabilir. Bu durum çocukların ihtiyaçlarını anlamaya yönelik ortak çabayı da olumsuz etkileyebilir. Bir çocuğun davranışını anlamak için ailesini tanımamız önemlidir. Ancak ailesini suçlamak, çocuğu anlamak değildir. Çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişki yalnızca yetişkinin çocuğu etkilediği tek yönlü bir süreç değildir. Çocukların bireysel özellikleri ve davranışları da aile içindeki etkileşimleri şekillendirebilir. Örneğin sürekli yoğun tepkiler gösteren, beklemekte zorlanan veya kurallara karşı direnç sergileyen bir çocukla günlük yaşamı sürdürmek, ebeveynler açısından daha fazla çaba gerektirebilir. Bu süreçte anne ve baba zaman zaman yorulabilir, farklı yöntemler deneyebilir veya nasıl yaklaşacakları konusunda kararsız kalabilir. Bu durum tek başına ebeveynlerin ilgisiz ya da yetersiz olduğu anlamına gelmez. Çocuk ve ebeveyn davranışlarını zaman içinde inceleyen araştırmalar, çocukların davranış güçlüklerinin ebeveynlerin sonraki dönemlerdeki stres düzeyleri ve ebeveynlik davranışlarıyla ilişkili olabildiğini göstermektedir. Bu bulgular, çocuk davranışlarının ebeveynler üzerindeki etkisini anlamamız açısından önemlidir. Ancak ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz. Bize yalnızca ilişkinin tek yönlü olmadığını hatırlatır. Bazen yalnızca anne ve babanın çocuğu nasıl etkilediğine değil, çocuğun yaşadığı güçlüklerin anne ve babayı nasıl etkilediğine de bakmak gerekir. Bu soru özellikle üzerinde durulmayı hak ediyor. Öncelikle küfürlü konuşma, öfke gösterme, saldırgan davranışlar ve zorbalık kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir. Bir çocuğun zaman zaman kötü sözler kullanması, her zaman zorbalık yaptığı anlamına gelmez. Zorbalık ise genel olarak zarar verme amacı taşıyan, tekrarlayıcı nitelikte olan ve taraflar arasında güç dengesizliğinin bulunduğu davranışları ifade eder. Zorbalık davranışlarının ortaya çıkmasında akran ilişkileri, grup dinamikleri, sosyal kabul görme isteği, bireysel özellikler ve çevresel koşullar rol oynayabilir. Bir çocuk, arkadaş grubu içerisinde güçlü görünmek veya kabul görmek amacıyla başkalarına zarar veren davranışlar sergileyebilir. Bir başka çocuk, öfkesini yönetmekte veya davranışlarının sonuçlarını değerlendirmekte zorlanabilir. Bazı çocuklar ise belirli davranışlarının sosyal çevrede kendilerine avantaj sağladığını öğrenmiş olabilir. Bu olasılıkların hiçbiri tek başına bütün çocuklar için geçerli değildir. Dolayısıyla zorbalık davranışı gösteren bir çocuğun ailesinin mutlaka yanlış bir eğitim verdiğini söylemek de, davranışın yalnızca mizacından kaynaklandığını ileri sürmek de doğru olmaz. Burada önemli olan, davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını, nasıl devam ettiğini ve çocuğun sosyal ilişkilerinde nasıl bir işlev gördüğünü anlamaya çalışmaktır. Ayrıca davranışın nedenini anlamak, zarar gören çocukların korunması ve zorbalık davranışının durdurulması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Çocuk yetiştirmek, her zaman doğru kararlar verilebilen ve sonuçları önceden bilinebilen bir süreç değildir. Anne ve babalar çocuklarının ihtiyaçlarını anlamaya çalışırken zaman zaman zorlanabilir. Bazen koydukları sınırlar bekledikleri sonucu vermeyebilir. Bazen bir çocuk için işe yarayan yaklaşım, diğer çocuk için aynı ölçüde etkili olmayabilir. Bazen de bütün çabalarına rağmen çocuklarının davranışlarında istedikleri değişimi göremeyebilirler. Bu durum, ebeveynlerin hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez. Ancak her güçlüğün ebeveynlerin bir hatasından kaynaklandığı anlamına da gelmez. İyi ebeveynlik, çocuğun hiçbir zaman öfkelenmemesi, yanlış davranmaması veya kuralları zorlamaması değildir. İyi ebeveynlik; çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışmayı, yaşına uygun sınırlar oluşturmayı, gerektiğinde kendi yaklaşımını yeniden değerlendirmeyi ve güçlükler karşısında destek arayabilmeyi de içerir. Burada amaç kusursuz ebeveyn olmak değil, çocuğun gelişimini destekleyen bir ilişki kurabilmektir. Bir çocuğun davranışlarını anlamaya çalışırken aile, okul ve çocuğun sosyal çevresi arasında iş birliği kurulması önemlidir. Bu iş birliğinin temelinde suçlama değil, anlama çabası bulunmalıdır. Bu tür sorular, davranışları yalnızca ebeveynlerin tutumları üzerinden değerlendirmekten daha kapsamlı bir bakış açısı sunabilir. Gerektiğinde çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun uzman değerlendirmesine başvurulması da önemlidir. Ancak bütün bunların başlangıç noktası, aileyi suçlu ilan etmek olmamalıdır. Çünkü ebeveynlerin kendilerini sürekli savunmak zorunda hissettikleri bir ortamda sağlıklı iş birliği geliştirmek zorlaşabilir. Yıllardır çocuklarla, ergenlerle ve ailelerle çalışırken üzerinde önemle durduğum konulardan biri, insan davranışlarını tek bir nedene bağlamamaktır. Çocukların gelişiminde ailenin etkisi büyüktür. Ancak çocukların davranışlarını yalnızca ebeveyn tutumlarının bir sonucu olarak görmek, onların bireysel özelliklerini ve içinde bulundukları sosyal dünyayı gözden kaçırmamıza neden olabilir. Bir çocuk ailesinden çok şey öğrenir. Ancak yalnızca ailesinden öğrenmez. Ailesinin değerlerinden etkilenir. Ancak her zaman o değerlerle örtüşen davranışlar sergilemez. Sevgi, ilgi ve sınırların bulunduğu bir ortamda büyüyebilir. Ancak yine de davranışlarını düzenlemekte veya sosyal ilişkilerinde zorlanabilir. Bu nedenle çocuklarının davranışları yüzünden kendilerini sürekli sorgulayan anne ve babalara şunu hatırlatmak isterim: Çocuğunuzun yaşadığı her güçlük, sizin bir şeyi yanlış yaptığınızın kanıtı değildir. Elbette kendi tutumlarımızı gözden geçirmek, gerektiğinde değiştirmek ve sorumluluk almak önemlidir. Ancak sorumluluk almak ile bütün suçu üstlenmek aynı şey değildir. Çocukların davranışlarını anlamak için bazen aileye, bazen okula, bazen arkadaş çevresine, bazen de çocuğun kendine özgü gelişimsel özelliklerine bakmamız gerekir. Çoğu zaman ise bunların birden fazlasını birlikte değerlendirmek gerekir. Belki de çocukların davranışlarını anlamaya çalışırken sormamız gereken ilk soru, “Anne baba nerede hata yaptı?” olmamalıdır. Bunun yerine şu soruyu sormayı deneyebiliriz: “Bu çocuk bize davranışlarıyla ne anlatıyor ve onu anlamak için henüz nelere bakmadık?” Çünkü her çocuk ailesinden izler taşır. Ama hiçbir çocuk yalnızca ailesinin aynasından ibaret değildir. Çocuğunuzun davranışlarını ailesi, okulu, akran ilişkileri ve bireysel özellikleriyle birlikte değerlendirmek için Sabuncu Psikoloji Aile Danışma Merkezi’ne başvurabilirsiniz. 0535 468 04 48 · WhatsApp’tan ulaşın Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Müberra SabuncuÇocuk Davranışlarını Yalnızca Aile mi Belirler?
Her Çocuk Aynı Mizaçla Dünyaya Gelmez
Çocuklar Yalnızca Evde Öğrendikleri Gibi Davranmazlar
Aynı Evde Büyüyen İki Kardeş Neden Birbirinden Bu Kadar Farklı Olabilir?
Peki, Neden Çocukların Davranışlarından Önce Anne ve Babaları Sorguluyoruz?
Çocuklar Ebeveynlerini de Etkiler
İyi Bir Aile Ortamında Büyüyen Çocuk Neden Zorbalık Yapabilir?
Ebeveynler Her Şeyi Doğru Yapmak Zorunda mı?
Aileyi Suçlamadan Sorumluluğu Nasıl Paylaşabiliriz?
Son Söz: Çocuğunuz Sizin Bir Parçanızdır, Ama Sizin Kopyanız Değildir
Florya ve Bakırköy’de Çocuk ve Ebeveyn Danışmanlığı
Sabuncu Psikoloji Aile Danışma Merkezi · Florya / İstanbulBilimsel Kaynaklar